EVRENDEKİ MUHTEŞEM DENGE: ALTIN ORAN MI, KAOS MU?

Evrene baktığımızda kusursuz bir matematik görüyoruz. Artının yanındaki eksi, gecenin içindeki gündüz, erilin karşısındaki dişil… Yin-Yang felsefesinden atomun içindeki Anot-Katot dengesine kadar her şey, birbirini tamamlayan bir uyum içinde dans ediyor. Yaradan, varlığı öyle ince bir işçilikle dokumuş ki; yıldızların rotasından hücremizdeki DNA dizilimine kadar her yer “denge” diye fısıldıyor.
Peki, bu kadar güzelliğin içinde neden bu kadar karanlık var?
Eğer evren bu kadar uyumluysa, dinler neden savaşlara bahane ediliyor? Neden insanlar Yaradan’ın adını anarak birbirini yok ediyor?
Buradaki asıl mesele, Yaradan’ın sunduğu “saf ışık” ile insanın “egosu” arasındaki farktır. İlahi mesajlar sevgiyi ve birliği öğütlerken; insanoğlu tarih boyunca kendi hırslarını, toprak kavgalarını ve güç tutkusunu meşrulaştırmak için bu kutsal metinleri bir kılıf olarak kullandı. Kitapların özündeki “yaşat” emri, insanın elinde “yok et” silahına dönüştürüldü.
Gerçek şu ki; evrendeki o muazzam denge aslında bizim içimizde de var. Bizler hem karanlığı hem aydınlığı barındırıyoruz. Dinlerin ve spiritüel öğretilerin asıl amacı, dışarıda bir düşman yaratıp öldürmek değil; içimizdeki o kaosu dindirmek ve evrendeki o büyük uyuma (makrokozmosa) ayak uydurmaktır.
Unutmayın; Yaradan bize birbirimizi parçalamayı değil, bu muazzam dengenin bir parçası olmayı ilham eder. Işık dışarıda bir yerde değil, ruhumuzun tam derinliğindedir.
#ruhisigi